10/6/2008
KIRMIZI YAĞMURLAR

Hani bulutlar vardır, kendinden habersiz süzülürler sonsuz gökyüzünde. Hiç bilmedikleri ve asla bilemeyecekleri ülkelere uçarlar.
Buğulu pencerelerden bakıp tutmak, düşmeden üzerlerinde gezinebilmek ya da üzerlerinde saatlerce uyumak isterdim o bulutların. Ta ki yağmurla tanışana kadar.
Gökyüzünden süzülen bulutların gözyaşıydı benim için yağmur. Bulutların ağladığını sanıp üzülürdüm. Onlar bana bakıp gülümserlerdi: "Ağlamıyoruz, toprağa can, doğaya ruh veriyoruz" derlerdi. Sonra soldu bulutlar. Anladım ki su değil kandı akan. Kuru bir umudun üzerine dökülen bir sevda. Aşksız geçen çatlamış, her bir yanı kuraklaşmış ölü bir umudun üzerine dökülen bir sevda...
Anladım ki, her bulut kan taşıyor yüreğinde. Yağmur değil de kandır akan. Bulutların yalnızlığını, sessizliğini ve terkedilmişliğini haykırmasıydı...
O anda kana bulanmaktadır evren, ölmektedir bulutlar. Toprak can, doğa ruh bulmakta; bulutlarsa ölmektedir...
Kendini fedadır bulutların ettiği. Evreni yaşatırken kendini öldürmektir, yaşatırken ölmektir bir nevi...
Mum ışığında izlemek yağmuru, alevlerin arasından seyretmek kan damlalarının dansını. Birbirine değmeden evrene yayılışını izlemek hayretle...
Her yağmur hüzün yüklenirim ben. Bulutların ölüm günüdür o gün. Tabutsuz, cenazesiz ölen yağmurların ölüm törenidir o gün.
Kan akmaktadır gökyüzünün şah damarından. Toprak can, doğa ruh bulurken bulutlar ölmektedir...
Su değil kandır akan, yeryüzü değil bulutlardır ağlayan. Yalnızlığını, terkedilmişliğini haykırmasıdır. Evreni yaşatırken kendini öldürmektir. Kana bulanmaktadır evren, ölmektedir bulutlar...
Aralık, 2001
Hüseyin Döğentaş


Konu: ruHNüvaz
Selamlar,
güzel paylaşımlarınız var yüreğinize emeklerinize sağlık, esen kalın.
Bağlantı »