Banner Maker
Image by FlamingText.com

« Önceki |

6/6/2008

su kaplumbağası ve bakımı

Tatlısu Kaplumbağaları

Kaplumbağalar karadan su yaşamına geçen hayvanlardır. Tatlısu kaplumbağaları günlük yaşamalarını hem karada hemde sularda geçirirler. Tropikal ve suptropikal iklim bölgelerinde yaşarlar. Bu hayvanların yüzebilmeleri için parmakları arasında yarım perde şekillenmiştir ve su yaşamına adaptasyon göstermişlerdir. Yani bu değişiklikler kalıtsal olarak yavrulara geçmektedir. Ayaklarla birlikte sırt kabukları biraz daha küçülmüş ve uzamış, yüzmeye uygun bir duruma gelmiştir. Genel olarak evlerde tatlı su kaplumbağaları beslenmektedir. Bunların bakımlarının kolay olması ve 30-40 cm den daha fazla büyümedikleri için tercih edilmektedir.

Deniz Kaplumbağaları

Deniz kaplumbağaları ise yalnızca çiftleşme zamanı karalara yaklaşırlar. Ancak yumurtlamak için deniz kıyılarına çıkarlar ve genel olarak hayatlarının tamamı denizlerde geçer. Bu yüzdendir ki ayaklarının yüzmeye uygun palet benzeri şekil değişikliğine uğradığı görülmektedir. Tırnaklardan bir veya iki tanesi kalmıştır. Kabukları ise kayık benzeri uzun bir şekil almış baş ve ön ayakların bulunduğu yerden kabuk daha geriye çekilmiştir.

Deniz kaplumbağaları dünyanın genellikle orta ve tropikal bölgelerine yakın denizlerinde yaşamalarını sürdürürler. Ülkemizde de Akdeniz ve Ege Kıyılarında yumurtlama zamanı görülmektedirler. Deniz kaplumbağalarının yuvalanması için iklim kadar uygun kumsallarında olmasına bağlıdır. Ülkemizde Dalyan, Dalaman, Fethiye, Patara, Kumluca, Belek, Kızılot, Demirtaş, Gazipaşa, Göksu Deltası, Kazanlı, Akyatağan ve Samandağ''da yumurtlama plajları mevcuttur.

Genel Bakım:

Her ne kadar ülkemizde Singapur kaplumbağası olarak bilinse de ana vatanları Kuzey Amerika’nın güney bölgeleri olan, Florida, Meksika’dır. Dünyada geniş bir alana yayılmışlardır.Kafalarının yan kısmında kırmızı, turuncu renkte şeritler vardır.  Sarı şeritler varsa yine aynı familyadan olan Trachemys Scripta Scripta cinsi kaplumbağadır. Bakımları aynıdır. 1,5 kg’lık bir ağırlığa ve 28cm’e kadar bir uzunluğa ulaşırlar. Sağlıklı bir ‘kırmızı yanaklı’ kaplumbağa akvaryumda beslendiğinde 30 yıl yaşayabilir. Bu sürede yavaşça büyür. Yaşamının ilk yılında 5-7cm büyür. İkinci yılında ise 7-11cm bir uzunluğa ulaşır. Üç yaşa gelince erkek 8-12cm, dişi ise 9-15cm büyüklükte olur. Dördüncü yılında ise erkek 10-14cm, dişi ise 13-18cm uzunluğa ulaşır. Beş yaşında bir erkek kaplumbağa 13cm, dişi ise 17cm büyüklüktedir. Büyüme hızı doğru bakıma ve beslenmeye bağlıdır.

 

Genç kaplumbağa hayvansal yemleri tercih ederken yaşlı kaplumbağa bitkisel yemleri yeğler. Ama gençlere de arada bir bitkisel yem verilmesi gereklidir. Hayvansal yemlerin arasında tatlı su balığı, solucan, salyangoz, küçük yengeç, suda yaşayan böcekler ve onların kurtçukları yer alır. Dengeli bir beslenmenin altın kuralı az miktarda geniş bir çeşitlilik. Yavru kaplumbağalara günlük, küçüklere aynı şekilde yetişkinlere iki günde bir yem vermek en uygunudur. En uygunu kaliteli yemlerden olan Sera, Tetra marka veya Sanyu marka yemlerdir ve Türkiye’de rahatça bulunabilir. Haftada bir vitamin verilmesi uygundur.

 

En azından (!!! Akvaryum genişliği kaplumbağanın bağa uzunluğunun 5 katında olması daha doğrudur) 100cm x 50cm x 60 cm (GxDxY) bir akvaryum, bir ısıtma lambası (normal bir flüoresan yetersizdir), bir UV-lambası (güneş ışığı çok önemlidir, doğrudan gelmesi lazım, yoksa UV lambası almak şarttır), hava ve su derecelerini ölçmek için iki adet termometre, suyun ısıtılması için ısıtma çubuğu, ve ısıtma lambası için iki adet timer ve bir su filtresi temel ihtiyacınız olacak.

 

Güneş ışığının eksikliği raşitizm denilen bir hastalığa yol açar ve kabuk yumuşar. Bu hastalık ölümle sonuçlanır. Tek çaresi vitamin ve güneş ışığıdır. Kabuk sertleştirici kullanmayınız. Bunun yerine kalsiyum takviyesi için  akvaryumcularda satılan ve kuşlar için kullanılan gaga taşı veya sübye kemiği denilen doğal bir malzeme kullanabilirsiniz. Keskin kenarlarını kopartın ve akvaryumda yüzmeye bırakın.

 

Akvaryumun içi geniş bir su bölümü ve ısınmasına uygun ‘kuru’ adalar ile donatılması gerek. Üzerine rahatça çıkabileceği kayalardan oluşur bunlar. ‘Kızıl yanaklı’ kaplumbağa çok iyi yüzücü ve dalgıçtır. Mutlaka üzerine çıkıp dinleneceği kayası ve tutunabileceği başka düzeneklerin olması gerekmektedir. İyi yüzücü oldukları gibi iyi de tırmanıcıdırlar. Dikkatli olunuz. Bu bakımdan su seviyesi en azından bağa genişliğin iki katı olmalıdır. Rahatça çıkacağı rampa veya kayası olduktan sonra ve kuru bölge de yeterli olduktan sonra suyun derinliğini istediğiniz kadar yapabilirsiniz. Ancak akvaryumun kenarlarından tutunup kaçmaya çalışırken kendilerini yaralama ihtimalleri yüksektir. Dikkatli olunuz.

 

Adaları 30-35 C dereceye ısıtacak şekilde üzerlerine ısıtma lambaları yerleştirilir. Suyun sıcaklığı 28 C derecede sabit, havanın sıcaklığı ise sudan 2-3 C derece daha yüksek olmalı. Aksı taktirde kaplumbağanız hastalanabilir. 28 C’de bakılan bir kaplumbağanın hastalanma riski yok denecek kadar azdır. Üşütmesi neticesinde akciğer enfeksiyonu olur. Kaplumbağanın gözleri şişer ve nefes almakta zorlanır. Kaplumbağalar genelde bizler bakamadıkları için hastalanırlar. Bu durumda yine tek çare antibiyotik, vitamin ve suyu 30 dereceye çıkarmaktır ve bir veterinere götürülmesi gerekmektedir. Antibiyotik tedavisi sırasında suyun derecesinin 33 derece olması gerekmektedir.Ancak sadece antibiyotik kullanılırken. Bunun dışında yine düşürülür.

 

Cinsiyet:

Dişilerde kloaka kuyruk kökünde son bulur,erkeklerde daha uzaktadır ve erkeklerin kuyrukları daha kalındır ayrıca erkeklerde çiftleşmeyi kolaylaştırmak için karındaki kabuk çöküktür ve daha serttir ayrıca singapur (kırmızı yanaklılarda) dişide kabuk altındaki desenler hem küçük hemde birbiriyle bağımsız desenlerdir erkekte ise bu desenler birbiriyle kaynaşmış ve daha büyüktür. Bunun yanında kaplumbağa 10-12 cm’ye ulaşmadan cinsiyetini anlamak oldukça zordur. Yani 2-4 yaşına kadar anlaşılması oldukça zordır. 2 yaşına gelen erkek kaplumbağanın kuyruğunun epeyce daha uzun ve kalınlaştığını farkedilmektedir.

6/6/2008

akvaryum balıkları ve bakımı

Balıklar renkleri ve şekilleri açısından inanılmaz şekilde çeşitlilik gösterirler. Akvaryumun içerisinde sürekli hareket halleri balık bakımını hem ilginç hem de çok zevkli bir uğraş haline getirir. Ayrıca akvaryumların çeşitli boyutları olduğundan her mekana uygun bir akvaryum seçmeniz mümkündür. Her ne kadar bakımları kolay gibi görünse de balık bakımı titizlik ve zaman isteyen bir uğraştır.


Akvaryum

Akvuryumun türü ve içinde bulunması gereken donatım ne cins balık bakacağınıza bağlıdır. İlk defa balık sahibi olacaksanız en basit akvuryumda yaşayan balıklardan başlamanız tavsiye edilir.

Akvuryumda çeşitli dekorasyon malzemeleri kullanabilirsiniz. Ancak kullanacağınız tüm dekorasyonların temizlenmesine dikkat edilmelidir. Balıklar çok hassas olduklarından en ufak bir sebepten dolayı hastalanabilirler.

Akvaryumu evinizde veya ofisinizde nereye koyacağınızı iyice düşünmeniz gerekir. En ufak akvaryumların bile ağırlığını çoğu sehpa ve masalar kaldıramayabilir. Büyük akvaryumlarda ise seçtiğiniz yer daha da önemlidir. Bu tarz akvaryumların yerine ancak suyunu boşaltıktan sonra değiştirebilirsiniz. Akvuryum direkt olarak güneş ışınlarından uzak olmalıdır. Direkt güneş ışınına maruz kalan akvaryumlarda su derecesini sabit tutmanız zorlaşır ayrıca algilerin gerektiğinden fazla üremesine de neden olur.


Beslenme

Çoğu akvuryum balıkları tanınmış markaların ürettiği balık yemlerinden dengeli beslenmiş olabilirler. Balıklarınıza fazla yem vermemeye dikkat etmelisiniz. Fazla verilen yem balıklar tarafından tüketilmediğinde akvaryumun dibinde birikip suzun kalitesini bozarlar. Besleme az miktarlarda günde bir kaç sefer yapılmalıdır.

Bazı balıkların özel diyete ihtiyaçları vardır. Beslenme konusunu uzmanlarla konuşmanız tavsiye edilir.


Genel Bakım

En kolay bakımı olan balık, Kırmızı Balıktır. Kırmızı Balık (bazen de Havuz Balığı diye adlandırılır) tatlı suda yaşar ve genelde su ısıtıcılarına ihtiyaç duyulmaz. Tropik balıkların bakımı daha zordur; su ısılarının kontrol altında tutulması gerekir (genelde 24 derece civarı). Tuzlu su veya başka deyişle deniz akvaryumları bakım açısından en zor olanlarıdır. Deniz akvaryumları balık bakımı konusunda tecrübesi olan insanlara önerilir. Bu akvaryuma sahip olmak istiyorsanız iyice düşünmeniz gerekir. Tuzlu su akvaryumuna sahip olan kişilerle detaylı konuşmanızı tavsiye ederiz.

Akvaryum bakımında en sık yapılan hata, akvaryumun içine fazla balık koymaktır. Genel kural şöyledir; her 4 litre suya 2.5 cm'lik bir balık olması.

Haftalık veya mutlaka ayda bir akvaryumun %10 ile %25 suyunun değiştirilmesi gerekir. Suyu değiştirme sıklığı akvaryumun büyüklüğü ve balık sayısının adedine bağımlıdır. Az balık içeren büyük akvaryumların suları daha az sıklıkta değiştirilir.


Balıklarda Hastalık Belirtileri

Hareketsizlik, yüzgeçlerde, solungaçlarda ve pullarda noktaların ve mantarın oluşması, yüzgeçlerin vücuda "yapışmış" gibi olması veya aniden değişiveren (anormal) hareketler. Bu durumlarda uzman veya veteriner hekim ile görüşmeniz tavsiye edilir.

Sistem Seçimi

Balıkların seçiminden önce, tatlı veya tuzlu su sistemlerinden birini seçmek, bunlardan da soğuk veya tropikal akvaryumdan hangisini seçeceğinize karar vermeniz gerekir.


-Tatlısu Akvaryumları


Genellikle tatlı su balıkları akvaryum yaşamına iyi uyum sağlar. Balık besleyenlere daha çok soğuk su ve tropikal türler sunulmaktadır. Günümüzde tropikal akvaryumlara ilgi daha fazladır. Bunun nedeni çok basittir; aynı akvaryum alanında tropikal balıklar çok daha fazla beslenebilirken çok göz alıcı renklerin seçilmesi de mümkündür.

-Tuzlusu Akvaryumları

Deniz ve tuzlu su akvaryumları nispeten yeni bir alandır. Soğuk su ve tropikal olmak üzere iki gruba ayrılır. Tropikal olna ilgi daha fazladır. Bu grup için çok çekici renklere sahip balıklar semeniz mümkündür. Deniz balıklarıyla tatlı su balıkları arasındaki en büyük farklılık tuzlu suda yaşamalarıdır. Bunun sağlanmasında Sea Mix denilen ve akvaryum malzemesi satıcılarından elde edilen katkıyı muslıuk suyuna karıştırmak gerekir. Diğer bir farklılık da deniz tanklarına akvaryum bitkisi kullanılmaması bunun yerine renkli mercan taşları kullanılmasıdır. Tropikal balık türlerinin sağlanması çok pahalı gelirse ve deniz balık türüne düşkünseniz bulunduğunuz yöre sahillerinden toplayabileceğiniz soğuk su balıklarından
yararlanabilirsiniz.


-Balıksız Akvaryum


Bazı meraklılar deniz akvaryumlarına balık yerine güzel deniz anemonları, karides, deniz yıldızı, midye gibi omurgasızları koyarak çok renkli bir ortam elde ederler. Bunları doğruca tatlı su türlerinden edinmek, ithal olarak sağlamak olanaklıdır. Bu canlılar genellikle yemlerini suyu süzerek alırlar, bu yüzden suyun filtre aparatı kullanılmamalıdır.

-Sağlıklı Balık Seçimi

Satın almaya karar verdiğiniz balıkların ithal edimesi sırasında iki veya üç hafta kadar karantinada kontrol altında kalıp kalmadığına dikkat etmelisiniz.

İyi bir balığın seçinde gözün rehberlik edebileceği ip uçları vardır.

*Balığın rengi yoğun olacak, desenli balıklarda birbirine karışma olmamalıdır.
*Balığın özel bir deseni olduğunda bunun istenen standartlara uyması gerekir.
*Sağlıklı bir balık aşırı çaba göstermeden dengeli ve yüzgeçleri kalkık olarak yüzer.
*Biçimli bir balığın kalıbı dolgundur.
*Yüzgeçlerinde yırtık ve dağılmalar bulunmamalıdır.
*Balığın üzerinde çkurlar, kabarcıklar,benekler bulunmamalıdır.
*Kuyruğundan rahatsız olan balıkların dışkıları renksizdir.
*Akvaryumun bir kenarına tünemiş balıklardan kaçınmak gerekir.
*Sağlığı bozulmuş balıklar yüzgeçlerini gövdelerine yapıştırarak yüzer.

-Satın Almada Yapılmaması Gerekenler

*Tam sağlıklı olmayan bir balığı iyileştiririm gayesiyle almayın.
*İçinde ölü balık bulunan bir tanktan balık almayın.
*Yeni başlayan biri olarak ender türlerden almamak gerekir.
*Henüz gelmiş bir stoktan balık almayın.
*Beli kamburlaşmış balıklar yaşlı sayılırlar bu balıklardan edinmemek gerekir.
*Tek bir türden çok balık almak doğru değildir.


-Yeni Türlerin Avaryuma Alınması

Balıkların bulunduğu torbadaki ısı derecesiyle tankın ısı derecesi arasında farklılıklar oluşabilir. Bu ani ısı farkı balığı rahatsız edebilir. Bunun için, balık dolu torbayı olduğu gibi tanka daldırarak 10-15 dakika beklettikten sonra akvaryuma salıvermelidir. Deniz türü balık koyuyorsanız akvaryum ışığını kapatıp oda ışığını yakınız.

-Balığın Ömrü

Balık ne kadar iri olursa ömrü o kadar uzar. Akvaryumda balıkların düşmanlarından korunması gerekir, böylece yabani yaşama göre daha uzun ömürlü olurlar. Balığın ömrü türüne göre değişir.; mevsim balıklarında 1 yıldan tutunda, tatlı su balıklarında, soğuk su balıklarında on yıla kadar uzayabilir. Deniz balıklarında ömür tahmini biraz güç yapılır.

-Üreme Yeteneği

Damızlık olarak besleyeceğiniz balıkların sağlıklı olması önemlidir. Bunlarda genetik bir rahatsızlık özellikle diğer balıklara intikal edebilir. Tatlısu balıklarının çoğu üreme zamanında çiftleştirilseler de gençler için bu söz konusu olmaz.
Her türden 6 kadar tür seçin böylece istenen cinsten yeter balığı elde bulundurulmuş olur.

23/4/2008

köpeklerde aşı

Köpeklerde Uygulanması Gereken Aşılar

Karma Aşılar

Karma aşılar DHPPI, DHPPI+L, DP, CPV/CV gibi değişik formlarda ve içeriklerde hazırlanmış olup, bugün ülkemizde veteriner hekimler tarafından kullanılmaktadır. Bu harfler, aşının köpeğinizi bağışık kıldığı hastalıkların baş harflerini göstermektedir. Bu hastalıklar özellikle küçük yaştaki yavrular için riskli olan hastalıklardır. Yavrunuzun sağlık durumuna göre bu aşılardan en uygun olanı veteriner hekiminiz tarafından uygulanacaktır.

Bir hayvanın bir defada birkaç hastalığa karşı bağışık kılınması, genellikle uygulanan elverişli bir yöntemdir. İçinde birkaç hastalığa karşı bağışıklık oluşturacak maddeleri içeren aşılar bir tek doz halinde verildiklerinde, hepsine karşı arzulanan direnci oluşturacak bir tepki meydana getirirler. Karma aşılar, köpeğinizi Gençlik hastalığı (Distemper), Hepatit, Parainfluenza, Adenovirus tip 1 ve tip 2, Parvovirus, Coronavirus gibi viral ve Leptospırosis gibi bakteriyel hastalıklara karşı koruyacaktır. Bu hastalıklar yavru için ölümcül olabilir, fakat uygun bir aşı programı ile kolaylıkla engellenebilirler.

Köpek Gençlik Hastalığı (Distemper)

Köpekler başta olmak üzere çoğu etçilleri etkileyen, hızlı bir gelişim devresi ve seyir seyreden, solunum sisteminde, sindirim sisteminde ve sinir sisteminde bozukluklar oluşturan çok bulaşıcı viral bir hastalıktır. Köpek viral hastalıkları arasında en yüksek ölüm oranına (kuduz hariç) sahip olanıdır. Hastalık genellikle 3-12 aylık köpeklerde görülür ve yüksek ateşle seyreder. Ancak 3-6 aylık genç hayvanlarda görülme olasılığı daha fazladır. Çok düşük bir olasılık da olsa 1 yaşın üzerindeki köpeklerde de görülebilir.

Köpek Karaciğer Hastalığı (Enfeksiyöz Canine Hepatitis)

Köpek Adenovirusu tip-1 tarafından oluşturulan, başta karaciğer olmak üzere sindirim sistemi, solunum sistemi ve sinir sistemini etkileyen, ateş, kanama ve pıhtılaşma bozuklukları ile karakterize, bulaşıcı ve ölümcül viral bir hastalıktır.

Kanlı İshal Hastalığı (Parvoviral Enteritis)

Köpeklerde hızlı gelişen, kusma, ishal, dışkıda kan görülmesi ve ani ölümle karakterize bulaşıcı ve öldürücü bir hastalıktır. Yavru köpeklerde (4-8 hafta) kalp kaslarındaki yangıya bağlı olarak kalp yetmezliklerine, gençlerde (2-12 ay) kanamalı mide-barsak rahatsızlıklarına neden olan bir hastalıktır.

Leptospirosiz

Hızlı bir şekilde gelişebildiği gibi kronik olarak da seyredebilen, bir çok memeli hayvan türünü etkileyen, hemoglobinuri (eritrositlerin parçalanmasına bağlı olarak idrarda kan görülmesi), kanlı ishal, sarılık ve böbrek bozukluğu oluşturan, bulaşıcı bakteriyel bir hastalıktır. Erken dönemde teşhis ve tedavi edilmezse köpekler için öldürücüdür.

Parainfluenza (Kennel Cough)

Bir çok köpeğin bir arada bulunduğu kapalı mahallerde ortaya çıkan ve farklı etkenler tarafından üst solunum yollarında enfeksiyona neden olan bir hastalıktır. Kendini kuru ve inatçı bir öksürükle belli eder.

Adından da anlaşılabileceği gibi karma aşı, yukarda saydığımız hastalıklara karşı bağışıklık oluşturan maddeleri içermektedir. Hastalıklara karşı verilen bağışıklık sürelerinin yavrunun anneden aldığı maternal antikor seviyesine bağlı olarak değişiklikler gösterebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle karma aşı uygulamasına yavru 6-7 haftalık olduğunda başlanmalı, aşı 3-4 haftalık aralıklarla yavru 15-20 haftalık yaşa ulaşıncaya kadar tekrarlanmalıdır. Bu programla yavruların yaklaşık %95'inde güvenli bir bağışıklık oluşturulabilmektedir. Karma aşı yıllık olarak tekrar edilir.

Kuduz Aşısı

Kuduz; merkezi sinir sistemine saldıran, hızlı gelişim gösteren, bilinç kaybı, huzursuzluk, salya akıntısı, yutkunma güçlüğü ve çeşitli felçlerle karakterize, ölümle sonuçlanan viral bir hastalıktır. İnsan dahil olmak üzere tüm sıcakkanlı canlılarda görülebilir. Hastalık; kuduz bir hayvanın sağlıklıları ısırması ve salyasında bulunan kuduz virusunu ısırma sonucu meydana gelen açık yaraya nakletmesi ile bulaşır. Ancak virus salyaya zaman zaman geldiğinden dolayı her ısırılan hayvan kudurmaz. Bu nedenle her ısıran hayvana da kuduz gözüyle bakılmamalıdır. Kuduzun tedavisi yoktur ve aşılama tek engelleyici faktördür. Günümüzde kuduz hastalığı, etkili bir aşı programı ile büyük oranda kontrol altına alınmıştır.
Yavru köpeklere ilk kuduz aşısı 3 aylık yaşta uygulanmalı ve her yıl periyodik olarak tekrar edilmelidir.

Bronchicine Aşısı

Bu aşı köpek boğmacası olarak adlandırılan Kennel cough hastalığına karşı yapılır. Kennel cough; her yaştaki köpeklerde görülebilen, üst solunum yollarında enfeksiyon oluşturan, kronik bir öksürükle karakterize, bakteriyel bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık etkeni Bordetalla bronchoceptica'dır. Hastalık yavru köpeklerde ölümcül olabilir. Daha yaşlı hayvanlarda ise kronik bronşitis şeklinde ortaya çıkar. Bu hastalığın hayvan hastahanelerindeki, köpek çiftliklerindeki ve barınaklardaki köpekler arasında hızla yayıldığı belirlenmiştir. Bu hastalığa karşı ilk aşılama yavru 6-8 haftalıkken yapılır. Bundan sonra yılda bir kez aşı yapılması yeterlidir.

Corona Aşısı

İştahsızlık, kanlı-mukuslu ishal, kusma ve beyindeki bozukluklardan kaynaklı depresyonla karakterize bulaşıcı bir hastalıktır. Ayrıca köpeğin, parvo virüse karşı olan direncinide düşürmektedir.

Kist Aşısı

Genellikle kist aşısı diye bilinen bu uygulama aslında bir antiparaziter ilaçlamadır. Bu uygulama iç parazitlerden (dahili parazitler) kaynaklanan enfestasyonların engellenmesine ve sağaltımına yöneliktir. Halkalı (tenya), kancalı parazitler ve şeritler bu iç parazitlere örnektir.

Bu uygulama hayvan sağlığı açısından olduğu gibi insan sağlığı açısından da önemlidir. Bilindiği gibi köpekler tüy döken canlılardır. Dökülen tüylerin üzerine bulaşmış parazit yumurtaları, özellikle de echinococ yumurtaları, insan sağlığı açısından önemlidir. Bu parazit köpeklerin ince bağırsağında yaşar ve yumurtalarını dışkıyla dış ortama çıkarır. Bulaşma, parazite karşı aşılanmamış köpeklerin, tüylerine bulaşan yumurtaların veya enfekte hayvanın dışkısıyla kontamine olmuş yiyeceklerin (marul, maydanoz v.s), insanlar tarafından herhangi bir şekilde ağız yoluyla alınması sonucu olur. Echinococ yumurtalarının ağız yoluyla alınması sonucunda da insanlarda hidatik kist şekillenir. Kistler karaciğer, böbrek, kalp, pankreas, beyin ve göz gibi organlara yerleşir ve yerleştiği organlarda işlevsel bozukluklara neden olurlar. İlerlemiş olaylarda kistin patlaması ölüme neden olabilir.

Bu türden problemlerin önlenebilmesi için köpekler parazitlere karşı düzenli olarak ilaçlanmalıdır. Kist aşısı, köpeğin yaşadığı ortam, dışarıya çıkıp çıkmaması, hastalığa yakalanma riski gibi faktörler gözönüne alınarak gerektiğinde 3, 4 veya 6 aylık aralıklarla tekrarlanır. Parazitin çok yoğun olduğu bölgelerde uygulama sıklığı daha da artırılabilir.

Kist aşısının enjektable (iğne) formu yağlı bir eriyik olduğundan dolayı yakıcıdır. Bu nedenle yapıldığı yerde ağrı oluşabilir. İlacın kiloya göre uygulanması nedeniyle, 15-20 kg'ın üzerindeki köpeklerde uygulanacak olan ilaç miktarıda artacağından, yakıcı etkisi de doğal olarak daha fazla olacaktır. Böyle büyük ırklarda kist aşısının ağızdan verilen tablet formu tercih edilmelidir. Tablet formu ayrıca askaritlere ve kıl kurtlarına karşı da etkilidir. Tabletleri köpeğinize aç karnına (yemeklerden 3-4 saat sonra yada 1-2 saat önce) vermelisiniz. Tabletler , bir parça sevdiği bir yiyecek (peynir, köfte) içersinde veya toz haline getirilip yiyeceklerine karıştırılarak verilebileceği gibi, doğrudan dilinin arkasına konularak da yutturulabilir. Kusmamasına dikat etmelisiniz. Tabletleri yutturduktan sonra 1 saat içinde meydana gelecek kusmalar ilacın yeterli etki göstermesini engelleyecektir. Tablet yutmakta zorluk çıkaran 30 kg.'ın üzerindeki köpeklerde yapılacak ilaç miktarı iki enjektöre bölünmeli ve iki taraftan ayrı ayrı yapılmalıdır.

Lyme Aşısı

Hastalığın etkeni Borrelia burgdorferi türü bakteridir. (Spiroket) Lyme hastalığı insanlarada bulaşabilen bir hastalıktır. Etken Ixodes cinsi keneler aracılığı ile yayılır.Enfekte olmuş yani etkeni taşıyan ara konakçı kenelerin diğer bir hayvandan kan emişi sırasında bulaştırması ile taşınır. Direk olarak hayvandan hayvana geçiş söz konusu değildir.

Tüm evcil hayvanlarda görülebilir ancak sıklıkla köpeklerde görülmektedir.Özellikle ateş ve eklemlerde ağrı şikayeti ile başlayan hastalık polyartritis ile kendini belli eder. Hastalık vücudun bir çok sisteminde etkin olmaktadır.Bu nedenle iştahsızlık, bitkinlik, kilo kaybı, depresyon ve lenfadenopati de görülebilen belirtiler arasındadır. Kenelerin köpeğin üzerinde kalma süresinin uzunluğu hastalık etkeninin bulaşma riskini aynı oranda artırır.

Hastalıktan korunmak için kene mücadelesi şarttır. Bu amaçla antiparaziter damla, kene pire tasması kullanılabilir. Lyme hastalığından korunmak için en etkin yöntem tabi ki aşılamadır. İlk uygulamadan 2-3 hafta sonra uygulanan ikinci doz gerekli bağışıklığı sağlamak için yeterli olacaktır. Daha sonra yılda bir kez uygulanan tekrarlarla korunmanın idamesi sağlanmaktadır. 9 haftalıktan itibaren aşılamaya başlanılabilir.

23/4/2008

köpeklerde stres

Köpeklerde Stres Nedenleri ve Belirtileri

Stres; canlının normal yaşam şartlarına etki eden çeşitli iç ve dış faktörlere karşı göstermiş olduğu tepkidir.

Köpeklerde, yaşamları içinde kendilerini olumsuz etkileyen çeşitli olaylar karşısında değişik tepkiler verirler. Bu tepkilerin şiddeti yaşanılan olumsuzluğa bağlı olarak farklılık gösterir.

Strese neden olan faktörler olarak,

Yaşam şartlarındaki değişiklikler (sahip değiştirme, ev değiştirme gibi)
Hormonal değişimler
Hastalıklar
Ani ısı değişimleri
Gebelik ve süt verme
Aşırı eğzersiz
Yetersiz ve dengesiz beslenme
Yemek veya dışarı çıkma saatlerindeki düzensizlikler
Rahat olmayan barınaklar
Bazı köpeklerde (özellikle küçük ırklarda) traş ve banyo
Ayrıca koşular, döğüşler ve güzellik yarışmaları da köpeklerde stres yaratan faktörler olarak sayılabilir.

Bir çok köpeğin, kısa süreli de olsa tatil nedeniyle bırakıldığı otelden dönüşünde davranışlarında bazı olumsuz değişimlerin olduğu bilinen bir gerçektir. Rahatça gezinebildiği evinden uzak kapalı bir ortamda kalmak strese neden olabileceği gibi traş sonrası veya gıda değişikliği gibi nedenler de stres yaratabilir.

Stres, stresi yaratan faktöre, köpeğin genetik yapısına, ortama bağlı olarak değişik derecelerde belirtiler görülür ve hafif dereceli stres ve ciddi dereceli stres olarak basitce sınıflandırılabilinir.

Hafif stres vakalarında itaatsizlik iştah kaybı, hırlama, dikkat dağılması gibi belirtiler görülebilir. Bu durumlarda şartların düzeltilmesi, stres kaynağının ortadan kaldırılması ile kısa sürede iyileşmeler gözlenir.

Ciddi stres vakalarında sessizlik, ilgisizlik ve tepkisizlik, depresif tavır, insanlardan kaçmak gibi belirtiler görülebilir. Böyle ciddi stres vakalarında dehidrasyon ve aşırı iştahsızlık, yoğun tüy dökümü ileri düzeydedir.

Stresli bir köpekte, çeşitli davranış bozuklukları görülebileceği gibi bazı fizyolojik değişiklikleri de tespit etmek mümkündür. Stresin neden olduğu en önemli olumsuzluk immun sistemin baskılanması ve vücudun hastalıklara açık hale gelmesidir. Köpeklerin stresli dönemlerinde kanda eritrosit sayısında azalma olur ve buna bağlı olarak anemi (kansızlık) tespit edilebilir. Kısacası bu dönemde herhangi bir hastalığa yakalanması çok kolaydır ve tedaviler diğer zamanlara göre oldukça zordur.

Bu tür vakaları gözardı etmeyerek gerekli önlemleri almalı ve hemen veteriner hekiminizle görüşmelisiniz.

23/4/2008

köpeğinizin hakları...

KÖPEĞİNİZİN HAKLARI

1)Ben; ben olmalıyım (köpeğin kendi olma hakkı)

Köpeğinizin koşmaya, havlamaya, kemirmeye, hoplamayıp zıplamaya, kazmaya ve vücudunu çalıştırmaya gereksinimi vardır. Köpek olmasına izin verilmelidir.

2)Yalnız kalmak istiyorum (kendine ait bir yere sahip olma hakkı)

İdeal olan ev içi kafesi olsa bile bir yatak ya da güvenli herhangi bir nokta da iş görür. Köpeğinizin yalnız kalacağı, kemiğini kemirmeyeceği ya da hiç bir şey yapmadan dinlenebileceği kendine ait bir yere ihtiyaç duyar.

3)Akıl harcanamayacak kadar değerli bir şeydir (sürekli eğitim hakkı)

Köpeğinizin de bir aklı olduğunu ve bunu kullanmaya gereksinimi duyduğunu unutmayın. Onun zekasından faydalanın ve onu eğitin. İtaat eğitiminin köpekleri robota dönüştürdüğü hikayesini bir kenara bırakın. Keyifli bir eğitim sizin ve köpeğinizin birbirinizi tanımak ve birlikte güzel vakit geçirmenizi sağlamak için iyi bir fırsattır. Öğrendiklerinizi sürekli evde de uygulayın. Tasmasını takarken ona oturmayı, ayaklarının altını silerken ayakta beklemesini öğretin.

4)Köpekler eğlenmek ister (kendi türünden arkadaş edinme hakkı)

Köpek sizinle geçen zamandan tabii ki keyif alır; fakat bu yeterli değildir. Köpeğiniz sadece köpek olabilmek için diğer köpeklere de ihtiyaç duyar. Başka köpeklerle yeterince sosyalleştirilmemiş köpeklerin kendine güvenleri düşüktür ve genellikle kendinden emin olmamak onları saldırganlığa iter.

5)Bana bakacak biri (korunma hakkı)

Köpeklerinizi düzenli veteriner ziyaretleri ile sağlık problemlerine karşı koruyun. Ona yüksek kaliteli bir diyet sunarak yanlış beslemenin önüne geçin. Ona yeterli egzersiz imkanı sunup tüy bakımı yaparak rahat ve zinde hissetmesini sağlayın. Köpeğinizi dövme, mikroçip ve kimlik madalyonu ile çalınmalara ve kaybolabileceği durumlara karşı koruyun. Onu çitle çevrili güvenli bahçesinde tutarak dünyanın kötülüklerine karşı tedbir alın . Tasmasız ve yanında bir insan olmadan dışarda dolaşmasına izin vermeyin. Asla; ama asla unutmamanız gereken son şey ise, hiç bir köpek tasmasız %100 kontrol altında değildir ve dünya üzerinde güçlü reflekslere sahip çok az sürücü vardır.

6)Köpeğinizin başka bir hakkı daha vardır: kısırlaştırılma hakkı

Kısırlaştırılmış köpek, ciddi bir problem olan aşırı pet popülasyonuna katkıda bulunamaz. Bana inanmıyorsanız sokaklara ve hayvan barınaklarına bir bakın. Üretim sadece profesyonel üreticilerin işidir. Ayrıca kısırlaştırılmış köpekler belirli sağlık problemlerinden de muaftır. Veteriner hekiminizle pyometra ve prostat komplikasyonları konusunda konuşunuz..

www.akademipress.com online